Japonlar için Türkiye uzak bir ülke olsa da, hakkında şaşırtıcı derecede somut bir imaj oluşturmak oldukça kolaydır.
Seyahat denince İstanbul ve Kapadokya akla gelebilir. Yemek denince kebap ve Türk dondurması tanıdıktır. Tarihle ilgilenenler ise Truva’yı düşünebilir.
Japonların Türkiye’yi tanımasının tek bir yolu yoktur.
Coğrafi açıdan da Türkiye oldukça farklı bir konuma sahiptir. Japonya’da sık sık “Avrupa ile Asya arasında bulunan bir ülke” olarak anlatılır. İstanbul’un Boğaz’ın iki yakasına yayılması, Sultanahmet Camii ve Ayasofya gibi yapılar da bu imajı güçlendirir.
Türkiye’yle daha günlük temas noktaları da vardır.
Japon şehirlerinde ve çeşitli etkinliklerde kebap satan dükkânlara rastlamak artık şaşırtıcı değildir. Türk dondurması da yalnızca uzayan yapısıyla değil, satıcının külahı müşteriye verecekmiş gibi yapıp tekrar çekmesiyle yapılan eğlenceli gösteriyle de tanınır.
Türk mutfağı Japonya’da zaman zaman “dünyanın üç büyük mutfağından biri” olarak tanıtılır. Buna rağmen birçok Japonun Türk mutfağı hakkındaki bilgisi kebap ve Türk dondurmasıyla sınırlı kalabilir.
Japonya’da son derece tanıdık olan başka bir “Türkiye” daha vardır.
Türk Marşı.
Birçok Japon yalnızca parçanın adını değil, Mozart’ın ünlü melodisini de bilir. Okuldaki müzik derslerinde ya da piyano eğitimi sırasında duyulması oldukça yaygındır.
Ancak Türk Marşı’nı bilmek, günümüz Türkiye’sini bilmekle aynı şey değildir.
Japonlar uzun zamandır günlük hayatın farklı alanlarında “Türkiye” adına rastlıyor, fakat bu parçalar her zaman tek ve bütünlüklü bir ülke imajına dönüşmüyor.
Japonların Türkiye algısında önemli olan bir başka unsur da Türkiye’nin “Japonya’ya dost bir ülke” olduğu düşüncesidir.
Elbette bu, her Türk’ün Japonya’yı sevdiği anlamına gelmez. Yine de Japonya’da iki ülke arasındaki dostluktan söz edilirken iki olay sıkça anlatılır.
Bunlardan ilki, Wakayama açıklarında batan Osmanlı donanmasına ait Ertuğrul Fırkateynidir. Bölge halkı hayatta kalanlara yardım etmiş, kayıpların aranmasına da katkıda bulunmuştur.
Yaklaşık 95 yıl sonra ise İran-Irak Savaşı sırasında Türk Hava Yolları, Tahran’da mahsur kalan Japon vatandaşlarını tahliye etmiştir.
Japonya’da bu iki olay çoğu zaman birbirine bağlı tek bir hikâye gibi hatırlanır:
“Eskiden Japonlar Türklere yardım etti, daha sonra da Türkiye Japonlara yardım etti.”
1985’teki tahliyeyi yalnızca bir “borcun ödenmesi” olarak açıklamak doğru olmaz. Yine de bu iki olayın Japonların hafızasında birbirine bağlanması, Türkiye’ye yönelik olumlu duyguların güçlenmesine katkıda bulunmuştur.
Öte yandan Japonların Türkiye hakkındaki bilgisi her konuda aynı düzeyde değildir.
Kapadokya çok ünlüdür, ancak birçok kişi haritada tam olarak nerede olduğunu gösteremeyebilir. Truva adını bilen biri, onun bugünkü Türkiye sınırları içinde bulunduğunu hemen düşünmeyebilir. Japonya’da Türkiye nüfusunun büyük çoğunluğunun Müslüman olduğu bilinse de, günümüz Türk toplumu hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olanların sayısı daha sınırlıdır.
Bu bilgi parçaları her zaman tek ve tutarlı bir tablo oluşturmaz.
Yine de bir araya geldiklerinde, Japonya’dan bu kadar uzakta bulunan Türkiye için şaşırtıcı derecede belirgin bir imaj yaratırlar.
Japonlar için Türkiye, uzak olmasına rağmen gündelik yaşamda ve genel kültürde farklı şekillerde karşılarına çıktığı için şaşırtıcı derecede tanıdık gelebilen bir ülkedir.
Bu parçalar her zaman kusursuz biçimde birbirine bağlanmasa da, birlikte Türkiye’ye Japonların zihninde oldukça belirgin bir yer kazandırır.
Kaynaklar
- Japonya Dışişleri Bakanlığı, “Türkiye Cumhuriyeti Temel Bilgileri” ve “Japonya-Türkiye İlişkileri”
- Japonya Dışişleri Bakanlığı ve Wakayama Eyaleti’nin Ertuğrul Fırkateyni faciasıyla ilgili materyalleri
- Japonya Dışişleri Bakanlığı’nın İran-Irak Savaşı sırasında Japon vatandaşlarının tahliyesiyle ilgili materyalleri
- UNESCO, “İstanbul’un Tarihi Alanları”
- UNESCO, “Göreme Milli Parkı ve Kapadokya Kaya Alanları”
- UNESCO, “Truva Arkeolojik Alanı”
- Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı materyalleri








